OKU-YORUM

















İFTAR SOFRALARININ ÖZELLİĞİ-II
Çatal, kaşık, bıçak gibi şeylerin Ramazan'da kullanılması münasip görülmediğinden, kullanmayı adet etmiş olanlar da, halkın ayıplamasına hedef olmamak için, bunların yerine mercan saplı, fildişi, sedef ve bağadan yapılmış yahut siyah ve beyaz cilalı tahta kaşıklar kullanırlardı.Gerek bu kaşıklar, gerek has pide ve francala, çörek ve simitler sofranın kenarına dizilirdi.
Bir de, Ramazan'ın başlangıcından sonuna kadar, halkımızda işkembe çorbasına bir düşkünlük vardı.Zengin ve fakir herkes sofrasında işkembe çorbası bulundurmak isterdi.İftara beş on dakika kala, çorba tasını alıp, işkembeci dükkanına giderler, hatta nöbete yatarlardı.Konaklardan uşaklar, ayvazlar kapaklı çorba kaselerini getirip, kazanın etrafına dizililerdi.
Yemeğin sonunda mutlaka komposto bulundurmak adet olup, elmastraş kaseler içinde, dökme tepsilere konulup, kenarlarına, içleri ufak kase kadar çukur ve sapları bağa veya fildişinden yapılmış kaşıklar konulmak suretiyle hazırlanırdı.Yaz mevsiminde kaselere buz da konurdu.
Eskiden herkes minderlerde halka olarak oturup yemek yediklerinden, sofralar alçak iskemleler üzerine, sarı veya bakır siniler konulmak suretiyle hazırlanır ve peşkir denilen dokuma bezi, peçete yerine kullanılırdı.
Ezana birkaç dakika kalarak sofra başına gitmek, iftarın şartlarından idi.Misafirler sofranın etrafında oturular, ortada çıt yok, herkes birbirine küsmüş gibi, yüzler somurtkan beklerler. Susamlı simitlerin, bademli çöreklerin, kazan yağlılarının misk gibi kokusu ve o muntazam iftar sofrasının seyrine doyulmazdı.Top atılması ile beraber, oruçlar açılır.O mükellef sofraya bir hücumdur başlar; çorbalar, yumurtalar, etler, börekler, tatlılar, birbirini takip ederdi.
Yemekten önce ve sonra leğen ve ibriklerle elleri yıkamak adet ise de, yemeklerin ellerle yenmesi çirkin görüldüğünden, sonraları yavaş yavaş çatal, bıçak bulundurulması da yaygınlaşmıştı.Vaktiyle öd ve amber yakılarak her tarafı kokulara boğmak adetti.Yemekten sonra kahve içmek de adettendi.Ne kadar misafir varsa, kahvecibaşının etrafına dizilirdi.Tepsinin üzerinde bulunan sırmalı örtü kaldırılıp, kahvecibaşının omzuna konulur, sonra kafesli gümüş zarflarla fincanları alıp, ateşlik üzerinde bulunan ibrikten kahveyi doldurur ve zarfın ucundan tutmak şartıyla, yine bir anda misafirlere verirlerdi.

Hiç yorum yok: