TATLILAR

YEMEKNAME dergisinin Ekim sayısı çıktı.Tarifleri ve içeriği çok beğendim doğrusu.Hemen iki tarif denedim.CUMHURİYET PASTASI VE ŞAM İŞİ tatlısı. Cumhuriyet Pastası derginin 94. sayfasında, Şam İşi tatlısı 84. sayfada yer alıyor. Şam İşi tatlısının tarifini birebir uyguladım, sonuç gerçekten harika oldu. Cumhuriyet pastasında ise küçük bir değişiklik yaptım.Kekini 1 bardak süt ve Nescafe karışımı ile ıslattım.Tarifte böğürtlen kullanılıyordu, ben ise vişne kullandım.Gerçekten güzel bir pasta oldu. Bu iki tarif lezzetli olmalarının yanısıra çokta kolay.Benim için ideal tarifler yani... Fotoğraf makinamın merceğinde bir sorun var, resimler pek güzel çıkmadı.




OKU-YORUM

















İFTAR SOFRALARININ ÖZELLİĞİ-II
Çatal, kaşık, bıçak gibi şeylerin Ramazan'da kullanılması münasip görülmediğinden, kullanmayı adet etmiş olanlar da, halkın ayıplamasına hedef olmamak için, bunların yerine mercan saplı, fildişi, sedef ve bağadan yapılmış yahut siyah ve beyaz cilalı tahta kaşıklar kullanırlardı.Gerek bu kaşıklar, gerek has pide ve francala, çörek ve simitler sofranın kenarına dizilirdi.
Bir de, Ramazan'ın başlangıcından sonuna kadar, halkımızda işkembe çorbasına bir düşkünlük vardı.Zengin ve fakir herkes sofrasında işkembe çorbası bulundurmak isterdi.İftara beş on dakika kala, çorba tasını alıp, işkembeci dükkanına giderler, hatta nöbete yatarlardı.Konaklardan uşaklar, ayvazlar kapaklı çorba kaselerini getirip, kazanın etrafına dizililerdi.
Yemeğin sonunda mutlaka komposto bulundurmak adet olup, elmastraş kaseler içinde, dökme tepsilere konulup, kenarlarına, içleri ufak kase kadar çukur ve sapları bağa veya fildişinden yapılmış kaşıklar konulmak suretiyle hazırlanırdı.Yaz mevsiminde kaselere buz da konurdu.
Eskiden herkes minderlerde halka olarak oturup yemek yediklerinden, sofralar alçak iskemleler üzerine, sarı veya bakır siniler konulmak suretiyle hazırlanır ve peşkir denilen dokuma bezi, peçete yerine kullanılırdı.
Ezana birkaç dakika kalarak sofra başına gitmek, iftarın şartlarından idi.Misafirler sofranın etrafında oturular, ortada çıt yok, herkes birbirine küsmüş gibi, yüzler somurtkan beklerler. Susamlı simitlerin, bademli çöreklerin, kazan yağlılarının misk gibi kokusu ve o muntazam iftar sofrasının seyrine doyulmazdı.Top atılması ile beraber, oruçlar açılır.O mükellef sofraya bir hücumdur başlar; çorbalar, yumurtalar, etler, börekler, tatlılar, birbirini takip ederdi.
Yemekten önce ve sonra leğen ve ibriklerle elleri yıkamak adet ise de, yemeklerin ellerle yenmesi çirkin görüldüğünden, sonraları yavaş yavaş çatal, bıçak bulundurulması da yaygınlaşmıştı.Vaktiyle öd ve amber yakılarak her tarafı kokulara boğmak adetti.Yemekten sonra kahve içmek de adettendi.Ne kadar misafir varsa, kahvecibaşının etrafına dizilirdi.Tepsinin üzerinde bulunan sırmalı örtü kaldırılıp, kahvecibaşının omzuna konulur, sonra kafesli gümüş zarflarla fincanları alıp, ateşlik üzerinde bulunan ibrikten kahveyi doldurur ve zarfın ucundan tutmak şartıyla, yine bir anda misafirlere verirlerdi.

ANA YEMEK

KABAK ÇİÇEĞİ DOLMASI

Canım Anneciğim, kabak çiçeklerini Ayvalık'tan İstanbul' a getirdiği için hafif solmuş gözüküyorlar.Ama sonuç çok iyi oldu.

Kabak çiçekleri bir süre suyun içinde bekletilip açılması sağlanır.Açılınca içindeki tohum kısmı koparılır.


Dolma harcı olarak kıyma, soğan, pirinç, domates ve karabiber hazırlanır.Bazı bloglarda bu dolmanın içine peynir de konulduğunu okudum, ama denemedim.


Kabak çiçekleri doldurulur.


Tencereye sıkı sıkı yerleştirilir.Üzerine saf zeytinyağı ve çok az su ilave edilerek, kısık ateşte pişirilir.



Afiyet olsun...

SALATALAR


TAZE BÖRÜLCE SALATASI
Ayıklanıp yıkanmış taze börülceler kaynar suya atılarak iyice yumuşayıncaya kadar haşlanır.Haşlanınca süzülerek soğumaya bırakılır.Soğuyan börülceler sofraya getirilmeden önce üzerine, süzme yoğurt, ezilmiş sarımsak ve tuzdan oluşan karışım yayılır.Bol tereyağ kızdırılır, yağın içine toz kırmızı biber de eklenerek, börülcelerin üzerine bir güzel yayılır.
Afiyet olsun...

ANA YEMEK

KOLAY TAVUK YEMEĞİ

Pratik ve bir o kadar da lezzetli bir yemek.Çalışma hayatından gelen biri olarak yılların el alışkanlığı olsa gerek...
Bu yemek kişi sayısına göre arttırılıp azaltılabilir.
Bir yayvan tencereye 3 yemek kaşığı saf zeytinyağı konulur, ızgaralık kemiksiz tavuk butları yerleştirilir.Üzerine bol sarımsak dilimleri, kabuğu soyulmuş ve küp küp doğranmış domatesler ilave edilir.En sonda bir iki tutam kekik de serpilerek, kapağı kapatılır.Kısık ateşte etler yumuşayıncaya kadar pişirilir.Et pişerken su saldığı için hiç su eklenmez.İsteğe göre sulu ya da suyu iyice çektirilmiş olarak servis edilebilir.
Afiyet olsun...

OKU-YORUM




İFTAR SOFRALARININ ÖZELLİĞİ -I

Ramazan akşamları verilen iftar ziyafetlerinin, diğer zamanlarda verilen ziyafetlerden başlıca farkı, iftar kahvaltısı kısmı olup, halkımızın birbirlerini iftara davetlerinde, yemeğin cinsine ve nefasetine dikkat edilmekle beraber, kahvaltı tepsisinin en küçük teferruatına kadar intizamına başkaca bir önem verilirdi.Zemzem fincanları, Medine Hurması, hardal tabakları konmak suretiyle, iftar sofrası tamamlanırdı.Çekirdeğinin yemeklere düşmemesi maksadiyle, aslında sofranın süslemesine yardımcı olmak için, limonlar ortasından kesilip, tüller içinde ipek ve renkli kurdelelerle bağlanarak ufak tabaklara konulduğu da görülmüştür.

Devam edecek...

ANA YEMEK

ZEYTİNYAĞLI YAPRAK SARMA

Malzemesi
1 kilo soğan
1/2 kilo pirinç
Asma yaprağı (yaprağın büyüklüğüne göre değiştiği için,yeterince)
1 tatlı kaşığı tuz
2 çay kaşığı şeker
1 tatlı kaşığı kuru nane
1 su bardağı zeytinyağı

Soğanları incecik kıyıp zeytinyağında kavuruyorum.Soğanlar iyice sararınca pirincini ilave ediyorum ve kavurmaya devam ediyorum.5 dk.kadar kavrulunca tuz ve şekerini de ilave ediyorum, üzerine 1 bardak sıcak su ilave ederek kısık ateşte pilav gibi pişiriyorum.Pişince kuru nanesini ilave edip ağzı kapalı olarak soğumaya bırakıyorum.
Hazır alınan asma yaprakları salamura olduğu için bana çok tuzlu geliyor, bu nedenle kaynar suyun içinde, kısık ateşte 5 dk.kadar haşlıyorum.Hem fazla tuzu gidiyor hem de biraz daha yumuşamış oluyor, böylece kolayca pişiyor.
Bu ön hazırlıktan sonra sarmaları sarmaya başlıyorum.Ben iç malzemesi bol sarmaları sevdiğimden benimkiler hep kalın oluyor.
Tencereye dizilmiş olan sarmalarıma üstlerine çıkmayacak kadar yani aynı seviyede su ilave ediyorum.Kısık ateşte bir taşım kaynadımı pişmiş demektir.
Afiyet olsun...



VİŞNE KOMPOSTOSU

Mevsiminde alıp(Ağustos-Eylül ayları), ayıklayıp yıkadığım vişneleri, birer kerelik olmak üzere buzdolabı poşetlerinde dondurucuda saklıyorum.1/2 kilo vişneye 1 kilo şeker ve 2 lt. su ilave ederek kaynatıyorum.Soğuyunca komposto hazır demektir.

Afiyet olsun...

ANA YEMEK

YUFKALI İÇLİ KÖFTE

İç malzemesi:
2 su bardağı köftelik bulgur
2 su bardağı sıcak su
1 soğan
250 gr. kıyma
5 yemek kaşığı sıvıyağ
1 tatlı kaşığı tuz
1/2 çay bardağı iri parçalara ayrılmış ceviz
1 tatlı kaşığı kırmızıbiber
1/2 tatlı kaşığı karabiber
1/2 demet maydanoz
2 yemek kaşığı kuş üzümü
1 yemek kaşığı dolmalık fıstık

Dış malzemesi:
1 su bardağı süt
2 adet yumurta
5 adet yufka
1 su bardağı galeta unu

Yapılışı:

Bulgur sıcak su ile ıslatılır.Bir tencereye ince doğranan soğan, kıyma ve sıvıyağ konur, tencerenin ağzı kapatılır ve ara sıra karıştırılarak, kıyma suyunu çekene kadar yaklaşık 20 dk.kavrulur.Kavrulduktan sonra, tuz, kırmızıbiber, karabiber, kuş üzümü ve dolmalık fıstık ilave edilir, 1-2 defa karıştırılarak ocaktan alınır.Bu kıymalı harca ince kıyılmış maydanoz, kabarmış bulgur eklenir ve 20-25 dk. dinlendirilir.
Yufkalar 8'er parçaya ayrılır.İçten eşit olarak paylaştırılarak, mümkün olduğunca aynı irilikte sarılır.Bir kapta süt ve yumurtalar çırpılır.Hazırlanan yufkalı içli köfteler önce sütlü sıvıya sonra galeta ununa bulanarak, yağlanmış fırın tepsisine dizilir.200 dereye ısıtılmış fırında üstleri kızarana kadar, yaklaşık 30 dk. pişirilir.
Ben daha hafif olduğunu düşündüğüm için fırında pişirdim.Ama sıvıyağda kızartılarak da yapılabilir.
Afiyet olsun...

OKU-YORUM

İNSAN İNSANA 'nın yazarı Doğan Cüceloğlu, İÇİMİZDEKİ ÇOCUK adlı kitabında, iç dünyasına denge, ahenk ve huzur getirmek isteyen okuyuculara bir program çerçevesinde alıştırmalar sunuyor.



Paris'ten İstanbul'a kadar süren ve Nemrut Dağı'nda sona eren bir kaçma-kovalamaca...

SİS VE GECE adlı kitabından sonra, yine çok iyi kurgulanmış bir kitap.Kısaca üç arkadaşın, biraz da Beyoğlu'nun hikayesi...


Tarihi belge niteliğinde bir kitap...


Yazarın değerlendirmeleri yer alan etkileyici bir kitap...

YORUM

PASTA MODELLERİ


















HOŞGELDİN RAMAZAN


( Erzurum Çifte Minareli Medrese 2007)



BİR HURMA, BİRKAÇ ZEYTİN TANESİ...


Allahü Teala, Sure-i Bakara'nın 185. ayeti kerimesinde mealen şöyle buyuruyorlar:


" O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayıracak olan, hidayet rehberi ve deliller halinde bulunan Kur'an onda indirildi.Onun için sizden her kim bu aya şahit olursa onda oruç tutsun.Kim de hasta, yahut yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin.Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez.Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah'ı tekbir etmenizi ister.Umulur ki şükredersiniz."


Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:


"Ramazan-ı Şerif ayı gelince cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlara zincir vurulur."

GEZDİM GÖRDÜM


KANDİLLİ ADİLE SULTAN SARAYI

İstanbul Anadolu Yakası sahilde, Kandilli Kız Lisesi kapısından girilerek gidilen, çok nezih bir restaurant burada yer alıyor.
Hizmet, sunum ve mutfağı muhteşem ...

Birkaç örnek;

Kuzu tandır


Humus


Gavurdağ salatası

GEZDİM GÖRDÜM




Beylerbeyi sahilde Askeri Okulun çok yakınında, küçük bir barakada yapılan çayı ve İstanbul'u bu açıdan seyretmeyi tavsiye ederim.


BİR ŞİŞE SU MU, TEK TAŞ PIRLANTA YÜZÜK MÜ ?
Bu yıl pırlanta satışında bir artış var.Herkes bunun farkında.Ama bu satışların artmasının asıl altında yatan gerçek, evlilik teklifinin mutlaka tek taş pırlanta yüzük ile yapılması değil. Aslen bir iktisatçı olarak, her ne kadar şu anda evhanımı pozisyonunda olsamda, Türkiye ve dünya ekonomisinin devamlı bir takipçisiyim.Sonuç olarak, dünyadaki altın rezervleri azalıyor, buna karşılık değerli taşlarda bir artış var.Bu nedenle pırlanta özellikle altına göre daha ucuz kaldı.Amaç pahalı imajını silip, her kesimden insanın almasını sağlamak.Yani elde kalan kumaşın gelecek sene moda olması gibi...
Hayatta bazı gerçekler varki ne altınla ne pırlantayla boy ölçüşemez.O da " SUSUZLUK ". İstanbul'da ikamet eden biri olarak, yağan yağmur sadece toprağı suladı, maalesef su kaynaklarına ulaşamadı, açıklamalarını dehşetle dinliyorum.Bu zaten belliydi.Mevcut su havzaları ve delta ovalarını kurutularak üzerine inşaat yaptırılırsa, hiç bir yağmur suyu kaynağına ulaşamaz.Geleceğe sıkıntılı gözlerle bakıyorum.Hiç ümidim yok.Keşke iktisat yerine kimya okusaymışım.İleride herşey kimyasal olacak.Kimyasal vücut temizleyici losyonlar, kimyasal maddelerle temizleme yapılmış giysiler v.s.v.s.Gelecekte herhalde su yüzünden göçler ve savaşlar olacak.İnşaallah düzenimiz bozulmaz.
Esas oğlan kıza evlenme teklif eder ve ambalajlanmış bir şişe su verir.Kızda sevinç çığlıklarıyla kabul eder ve bağırır :SUUUU SUUUU SUUUUU.....
FUNDA ÇÖLLÜ
NOT:Resimdeki yüzüğün taşı atom taşı denen değersiz bir taştır.

ANA YEMEK



FIRINDA PATLICAN KEBABI
Malzemeler:
6 tane patlıcan
1/2 kilo kıyma
1 soğan
8 diş sarımsak
2 yemek kaşığı galete unu
1 çay kaşığı karabiber
1/2 çay bardağı ceviz rendesi
1 çay kaşığı kimyon
1 tatlı kaşığı tuz
Patlıcanları enine 4 parça olacak şekilde böldüm.Kıymayı diğer malzemelerle yoğurarak yuvarlak köfteler yaptım.Çöp şişe patlıcan ve köfte olmak üzere dizdim.Sonuçta 1 çöp şişte 1 patlıcan olmuş oldu.Tüm kebapları yağladığım fırın tepsisine dizdim.Patlıcanların üzerine tuz serptim ve sıvı yağ gezdirdim.En son 1 su bardağı suyu tepsinin kenarından ilave ettim.Tepsinin üzerini alüminyum folyo ile kapattım.200 dereceye ısıtılmış fırında 50 dk. pişirdim.
Yemeğin yanına yoğurt ve ayran çok iyi olur.
Afiyet olsun...